Hamamböceği demokrasisi: Silahsız ama tehlikeli

Gün doğduğunda açıkça görüldü ki geleceği gözlerinin önünde yok edilen umutsuz ve öfkeli genç bir kuşak, ebeveynlerinin ve büyükanne-büyükbabalarının vazgeçtiği şeyi geri almaya gelmişti: Bir halk ve bir ülke olarak onurumuzu, bir demokrasinin yurttaşları olarak ise haklarımızı.
Arundhati ROY Yıllar sonra ilk kez Hindistanlı olmak harika hissettiriyor. Tam umudun tükendiğini sandığımız anda geldiler. Yağmurla birlikte gelen genç hamamböcekleri. Bir yargıç ile bir şakanın kutsal olmayan birleşmesinin ürünü. Hepimiz hikâyeyi biliyoruz ama kayda geçmesi için tekrar edelim. Hindistan Yüksek Mahkemesi Baş Yargıcı Surya Kant’ın işsiz genç Hintlileri “hamamböceği” olarak nitelendiren kibirli ve küçümseyici yorumuna karşılık, Boston’da yaşayan öğrenci Abhijeet Dipke Instagram’da şu yorumu yaptı: “Ya bütün hamamböcekleri bir araya gelirse?” Milyonlarca kişi yanıt verdi. Ve böylece Hamamböceği Halk Partisi doğdu. Dipke, hamamböceklerinin Kavalcısı oldu. İlk talepleri, Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifasıydı; bu bakan, kamu sınav sorularının düzenli olarak sızdırıldığı yozlaşmış bir bakanlığın tepesinde rahatça oturuyordu. Muhalefet partilerine göre 2014’ten bu yana yaklaşık 152 sınav sızdırılmıştı. Bu sızıntılar, yıllarca bu sınavlara hazırlanan milyonlarca gencin hayatını mahvetti; bazı aileler çocuklarının eğitimini finanse etmek ve sınava girme ücretini ödeyebilmek için topraklarını ya da evlerini satmak zorunda kaldı. Bu, yeni bir yasal haraç biçimiydi. Ulusal Uygunluk ve Giriş Sınavı (NEET) sorularının yakın zamanda sızdırılmasının ardından, çaresizlik içindeki 12 öğrenci intihar etti. Hamamböceği Halk Partisi, parlamentonun muson oturumu için açılacağı gün olan 20 Temmuz’da Parlamento’ya yürüyeceklerini açıkladı. Hamamböcekleri başkenti adeta ele geçirdi. Trenle, otobüsle, uçakla, metroyla geldiler; sayıları saatler içinde katlanarak arttı. Gün doğduğunda açıkça görüldü ki geleceği gözlerinin önünde yok edilen umutsuz ve öfkeli genç bir kuşak, ebeveynlerinin ve büyükanne-büyükbabalarının vazgeçtiği şeyi geri almaya gelmişti: Bir halk ve bir ülke olarak onurumuzu. Bir demokrasinin yurttaşları olarak haklarımızı. Günün sonunda protestonun, katılımcıların ya da liderlerinin taleplerinden çok daha büyük bir şeye dönüştüğü açıktı. Dharmendra Pradhan artık küçük bir meseleydi. Mesele çok daha büyüktü. Yönetim sisteminin tepeden tırnağa çürümüşlüğü açıkça görünür hale gelmiş ve çürüyen bir ceset gibi kokmaya başlamıştı. Yedi-sekiz yaşındaki en küçük “hamamböcekleri” bile bunu açıkça ifade edebiliyordu. Müslümanların, Hinduların, Hristiyanların, Sihlerin, Budistlerin, her kasttan ve sınıftan insanların bir araya gelip birbirlerine yardım ettiğini, birbirlerini koruduğunu gördük; polisle yüz yüze geldikleri anda bile. Bu “tehlike” ile başa çıkmak için polis sarı metal barikatlarını birbirine kaynakladı ve her zamanki araçlarını getirdi: Gençlerin şiddete başvurmuş gibi görünmesini sağlamak için taş dolu kamyonlar ve önceden hasar verilmiş araçlar. Sadık ana akım televizyon kanalları hazır bekliyordu; yalanları yaymak için konumlanmıştı. (Hatta bazıları acele edip henüz yaşanmamış olayları bile haber yapmaya başladı. Hindistan’da haberler çoğu zaman bugünden değil, gelecekten bahseder.) Hiçbiri işe yaramadı. Polis ve RAF coplarını rastgele savurdu, çocukların kafalarını yardı, uzuvlarını kırdı. Göz yaşartıcı gaz kullandılar. Ama gençler yürümeye devam etti. Doğrudan parlamentoya. Gitmek istediklerini söyledikleri yere doğru. Yaklaştıkça güvenlik güçleri pozisyon aldı, AK-47’lerini silahsız öğrencilere doğrulttu. Yine de Hamamböcekleri yürümeye devam etti. Ve yürürken, hükümetin özünü gizleyen o kadife eldivenin son kırıntılarını da sıyırıp attılar ve mevcut rejimi olduğu gibi ortaya çıkardılar: Faşist bir demir yumruk. Bundan büyük bir siyasi değişim beklemek safça olur. Ama bunu sadece sarhoş edici bir an olarak görüp küçümsemek de aptalca olur. Şaşırtıcı değil ki televizyon kanalları ve haber ajansları yabancı fonlar, CIA planları gibi dedikodular ve komplo teorileriyle yanıp tutuşuyor. Şu anda gördüğümüz bu spontane öfke, gerçek bir siyasi çalışma başlamazsa dağılacaktır. Yetişkinler ve muhalefet partileri çekişmeyi ve küçük hesapları bırakıp dayanışma göstermezse. Hükümet bunun pek olası olmadığını biliyor. Bu yüzden de kıpırdamıyor; çünkü tek yapması gerekenin beklemek olduğunu düşünüyor. Devletler bekleyebilir. Halk bekleyemez. Şu anda Hamamböceği ayaklanması, Hindistan genelinde gerçekleşen birçok protestodan sadece biri. Madhya Pradesh’te Adivasiler Ken-Betwa nehir bağlantı projesine karşı protesto ediyor. Uttarakhand’da köylüler ağaçların topluca kesilmesine karşı çıkıyor. Büyük Nikobar Adaları’ndaki çevresel yıkıma karşı protestolar var. Manipur kaynıyor. İşler yok oluyor. Fiyatlar yükseliyor. Öfke büyüyor. Ve BJP-RSS’nin “Tanrı oyunu”, aslında her zaman olduğu şey olarak açığa çıkıyor: bir aldatmaca. Bir gangster güdümlü altına hücum. Ayodhya’daki Ram Tapınağı’nın yağmalanması, gözlerimizin önünde oynanan kötü bir Bollywood senaryosu gibi: şık “din adamları” ve yozlaşmış politikacılar oteller inşa ediyor, gayrimenkuller topluyor, SUV’larla dolaşıyor; yoksulların inancı üzerinden semiriyor. Yolsuzluğun ve gündüz vakti yapılan soygunun kolları en tepeye kadar uzanıyor. Hamamböceği enerjisi bizi bu çukurdan çıkarabilir mi? Kolay değil. Hindistan’daki halk hareketlerinin sonuçlarına hızlıca bakmak pek umut vermiyor. Bu, küçülen hedeflerin ve kırılan hayallerin kısa bir tarihi gibi. Peki açıkça büyük ölçüde popülaritesini kaybeden bir rejim, nasıl kendisine oy veren halka hiçbir taviz vermeme cesaretini gösterebiliyor? Muhtemelen seçim sistemini başarıyla manipüle ettiğini düşündüğü için. Mekanizmayı ele geçirdi. Seçim Komisyonu yapısal olarak kusurlu ve artık tarafsız olduğuna güvenilemez. Elektronik oy makineleri kontrol altına alınmış, seçmen listelerinden milyonlarca gerçek insan çıkarılmış ve milyonlarca hayali isim eklenmiş durumda. Seçimleri denetleyen bürokrasi tamamen işbirlikçi olduğunu gösterdi. Mahkemeler, açık usulsüzlükleri görmezden gelmeye ya da geciktirmeye hazır. Polis tarafsızlığın ne olduğunu bilmiyor. Basın ise iktidardakiler parmak şıklattığında önünde eğiliyor. Seçim bölgeleri her seferinde BJP’nin avantajlı çıkmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecek. İktidar partisinin neden korkması gereksin? Neden kimseyi dinlesin? Dünyanın en zengin sanayicileri tarafından desteklenen, dünyanın en zengin siyasi partisi. Her şeyi satın alabilir. Herkesi. Ya da en azından böyle olduğuna inanıyor. Ama bu oyun sonsuza kadar sürebilir mi? Herkesi her zaman kandırmak mümkün mü? Bir buçuk milyarlık bir ülke sonsuza kadar bir ceset gibi sürüklenebilir mi? Hayır. Ama bu rejim kolay gitmeyecek. Başkentin sokaklarında aşağılanmayı tolere etmeyecek. Muhtemelen kan göreceğiz. Gençlerin öfkesi yükseliyor. O kalabalıktan biri ne zaman kontrolünü kaybedecek ve polise ateş açma bahanesi üretilecek? Bizi kırmak için ellerinden geleni yapacaklar. Biz de onları durdurmak için elimizden geleni yapmalıyız. Çeviren : Yusuf Tuna Koç Kaynak : thewire.in
This is a summary. Read the full article at the original source.
Read full article at birgun
