Hasan Hüseyin ÖZ yazdı: Deniz hâkimiyeti demişken...

Hasan Hüseyin ÖZ yazdı: Deniz hâkimiyeti demişken...
Son yazımızda ne demiştik? Carl Schmitt'in ifadesiyle modern dünyanın nomosu, yani düzeni, büyük ölçüde denizlerde kuruldu. Deniz yollarını denetleyen güç, yalnızca ticareti yönetmedi; hukuku, sermayeyi ve siyaseti de yönetti. Bugün yaşananlara bu pencereden bakınca birçok gelişme yerli yerine oturuyor. Mesele yalnızca petrol üretmek değil. Petrolün hangi limandan çıkacağını, hangi boğazdan geçeceğini, hangi gemiyle taşınacağını ve bedelinin hangi finans sistemi üzerinden ödeneceğini belirlemek. Enerjiyle birlikte ulaştırmayı, finansı ve teknolojiyi aynı denklem içinde tutabilen güç, küresel ticaret üzerinde de söz sahibi oluyor. Bu yüzden son yıllarda peş peşe yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız okumak eksik kalıyor. Kuzey Akım boru hattının devre dışı bırakılması... Baltık Denizi'nde Rus petrol taşımacılığı üzerindeki baskının artması... Estonya ve Letonya'nın NATO ile birlikte Baltık'taki Rus sevkiyatını sınırlandırmaya dönük adımları... Grönland'ın küresel siyasetin merkezine taşınması... Arktik deniz yolları üzerindeki hesaplar... Hürmüz Boğazı'nda hiç dinmeyen gerilim... Bütün bu başlıklar, enerji koridorlarını ve deniz ulaşımını aynı çerçevede değerlendiren büyük resmin parçaları olarak okunuyor. Hedef, rakip ülkelerin alternatif ticaret yolları oluşturmasını zorlaştırmak. Rusya'nın petrol ihracat kapasitesi, İran'ın limanları, Çin'in ticaret ağları ve Avrasya boyunca kurulmaya çalışılan kara koridorları aynı stratejik denklem içinde değerlendiriliyor. Bu nedenle Çin'in yıllardır sürdürdüğü Kuşak ve Yol Girişimi' nin kara ayağı yalnızca ekonomik bir yatırım olarak görülmüyor. Demiryolları, boru hatları ve kara ulaşım koridorları, deniz yollarına bağımlılığı azaltacak alternatifler olarak öne çıkıyor. Rusya'nın Çin'e uzanan yeni enerji hatlarına verdiği önem de aynı arayışın sonucu. Denizde karşılaşılan baskının karadan aşılması hedefleniyor. Avrupa cephesinde yaşananlar da bu tablonun dışında değil. Ucuz Rus enerjisinden uzaklaşan Avrupa sanayisinin yüksek enerji maliyetleriyle karşı karşıya kaldığı, özellikle kimya ve gübre sektörlerinin bu süreçten ağır etkilendiği dile getiriliyor. Enerji fiyatlarındaki yükselişin sanayi üretimini, rekabet gücünü ve ihracatı doğrudan etkilediği ifade ediliyor. Bir başka dikkat çekici nokta ise finans sistemi. Petrolü üretmek ve taşımak tek başına yeterli olmuyor. Bedelinin de ödenebilmesi gerekiyor. Bu yüzden SWIFT sistemi ve dolar merkezli finans altyapısı, enerji ticaretinin ayrılmaz parçaları arasında yer alıyor. Finansal yaptırımların hedefi yalnızca para transferlerini sınırlamak değil; ticaretin kendisini zorlaştırmak. Enerji, ulaştırma ve finansın yanına teknoloji de ekleniyor. Helyum üretiminden yapay zekâ çiplerine kadar uzanan geniş bir alanda tedarik zincirlerini kontrol altında tutma yarışı sürüyor. Kritik hammaddeler, veri merkezleri ve ileri teknoloji yatırımları da bu rekabetin önemli başlıkları arasında gösteriliyor. Hasılı bütün bunlar bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor. Deniz yolları, limanlar ve boğazlar yalnızca harita üzerindeki geçiş noktaları değildir. Küresel ekonominin damarlarıdır. O damarlardaki akışı yöneten güç, enerjinin yönünü de belirler; ticaretin ritmini de, sermayenin hareketini de.
This is a summary. Read the full article at the original source.
Read full article at star_tr
