“Her şeyi bilmek bizi acziyetimizden uzaklaştırıyor”

Kabul ve Kararlılık Terapisi alanında çalışan Uzman Psikolog Esra Oras, İstediğim İnsan Olma Yolunda kitabıyla psikoloji dili kullanılarak ortaya atılan hurafelerin yol açtığı kafa karışıklığına işaret ederken çarenin insanın kendi gerçekliğiyle barışması olduğuna dikkat çekiyor. Oras, dijitalleşme ile birlikte çok fazla bilgiye maruz kalan modern insanın acziyetini reddettiğini ve bu yüzden çok fazla bocaladığını söylüyor
Modern hayat, insanı 'mükemmel' ve kesintisiz 'iyilik' hâline sahip olabileceği bir ömür yaşayacağına inandırıyor. Bu yüzden karşılaşılan her pürüz, her olumsuzluk 'travma' sebebi hâline geldi. Kimileri tarafından popülerleştirilen psikoloji bilimi de travma pazarını beslemek üzere araçsallaştırılıyor. Bu durum insanların psikologlara ve psikoterapiye olan inancını sarsıyor. Oysa hayat pür 'iyilik' ve 'mutluluk'tan ibaret değil. Dolayısıyla yaşadığımız ya da yaşamak zorunda bırakıldığımız illüzyondan kurtulabilmemiz için doğru bir bakış açısı geliştirebilmemiz gerekiyor. Kabul ve Kararlılık Terapisi alanında çalışan Uzman Psikolog Esra Oras, Timaş Yayınları'ndan okura ulaşan İstediğim İnsan Olma Yolunda kitabıyla psikoloji dili kullanılarak ortaya atılan hurafelerin yol açtığı kafa karışıklığına işaret ederken çarenin insanın kendi gerçekliğiyle barışması olduğuna dikkat çekiyor. Esra Oras'la kulağa hoş gelen ama içi boş modern hurafeleri, psikolojinin aslında ne işe yarayabileceğini ve hakikatimizle barışma yollarını konuştuk. Ne yana dönsek bir travma ile karşılaşıyoruz. Peki aslında insanlar ne zaman ve hangi durumda terapiye ihtiyaç duyar da bu kapı çalınır" Psikoterapiye insanın ne amaçla başvurduğu çok değişken olabilir ve psikoterapi ile ilgili alanlar çok büyük bir yelpaze. Örneğin fiziksel semptomları çok artmıştır, buna fizyolojik bir açıklama bulunamıyordur. Bu, terapiye gitmek için makul bir sebep. İlişkisel krizler ya da bir duygunun kişiyi çok fazla savurması da terapiye gitmek için makul bir sebep. İnsanlara ne yaptığım, insanların bana ne yaptığı ile ilgili farkındalığımı arttırmak istiyorum düşüncesi de bir başka gerekçe olabilir. Psikoterapi ile gerçekten pür bir iyilik hâline kavuşmak mümkün mü" Bizler terapi eğitimi alırken bunu bir tedavi aracı olarak öğreniyoruz. Klinik bir durumda bunu bir tedavi aparatı olarak nasıl kullanabiliriz" Ama yeni nesil terapi ekollerinden bir tanesi -benim de çalıştığım alan- kabul ve kararlılık terapisi. Bu ekolün geliştiricileri de diyor ki: "Biz bunu sadece bir tedavi yapısı olarak geliştirmedik. Biz bunu toplumsal iyiliğin gelişmesi, sürdürülebilir bir iyilik hâli ve insanlığın iyiye gidişini desteklemek için uygun psikoloji ne olabilir sorusunun cevabı olarak tasarladık. Sen bunu alıp bir eğitim kurumunda da kullanabilirsin, kurumsal bir şirketin yönetici eğitiminde de kullanabilirsin. Ya da bunu bir bağımlı grupla da çalışabilirsin. Ben sana iyiliğe, psikolojik iyilik hâline dair bir sistem sunuyorum. İyiliğe hizmet eden her yerde bunu kullanabilirsin." İyilik hâli demişken... Artık insanlar sonsuz bir iyilik hali yaşamak istiyorlar hayatlarında. Hiç tökezlemeden, duvara toslamadan, tırnağı kırılmadan yaşamak istiyorlar. Bu yanılgıya nereden düştük biz" Çok uzun zamandır buna maruz kalıyoruz çünkü. Telefonda reelsleri kaydıralım. Herhangi bir insanın yaşam öyküsünden bir kesiti anlatması da, herhangi bir uzmanın bir ilaç önermesi de, herhangi bir psikoloğun bir iletişim stratejisi öğretmesi de şu cümleyle başlıyor. 'Sana bir şey vereceğim ve artık bununla başa çıkabileceksin.' Kontrol içeriyor. Bu arada öğrettikleri, önerdikleri şeyler çok makul şeyler olabilir. Bu, zihnin doğasıyla ilgili bir durum aslında. Zihin çift yönlü öğreniyor. Bana bir hap getirdin ve dedin ki "Esra, bu hapı aldığında bu senin enerjisizliğini azaltacak." Ama enerji verecek demedin. Sen bana o hapı sunduğunda benim zihnim bunu enerjin artacak diye algılıyor. Siyah deyince beyazı hatırlıyor, uzun deyince kısayı hatırlıyor. Sosyal medyada karşılaştığı 'evliliğini iyiye götürecek olan formül'ü gördüğünde de evliliğindeki problemleri ortadan kaldıracak zannediyor. Bu, zihnin çalışma prensiplerini bilmeyişimizin çok doğal bir sonucu. Doğal olarak bize verilen ya da maruz kaldığımız bütün bilgileri "Bunu yaparsam artık şu olmayacak, bunu edersem artık başıma bu gelmeyecek." şeklinde algılıyoruz. Bilgiyi, insanın geleceğini mutlak bir kontrol stratejisinin aparatı olarak algılıyor zihnimiz. Bu da büyük bir yanılgıyı beraberinde getiriyor... Evet, hayatımızla ya da dünyayla ilgili her şeyi kontrol edebileceğimizi ve düzeltebileceğimizi zannediyoruz. Bilgiye maruz kaldığımız sürece geleceği, duyguları, yüzümüzü, yaşlanmayı, sağlığımızı her şeyi kontrol edebileceğimizi zannediyoruz. Yaşlanmaktan korkuyor muyum" Daha fazla yoga yaparım, daha fazla estetik yaptırırım. Yaşlılığı kontrol edebilir ve yaşlanma korkumdan kurtulabilirim. Evlilikle ilgili uzmanları dinlerim. Bütün olması gerekenleri takip ederim. Hiç problemsiz bir evlilik yaşayabilirim. Doğal olarak beklenmedik şeyler gelince de çok fena sarsılıyoruz. 'O kadar denedim ama yine de gözümün kenarı kırıştı. Nasıl yani denediklerim işe yaramadı mı"' O zaman biraz daha enjektör, o zaman biraz daha dolgu, biraz daha botoks. Hâlâ mı yetersiz hissediyorum" O zaman daha fazla terapi. Halbuki nereye gidersek gidelim eksiklikler ve acı bitmeyecek, acı hep bizimle olacak. N'apmalıyız peki bu durumda" Hayatımızdaki bütün bilgiler bu kabul ile aramızı bozmamalı. Bununla aramız bozulduğunda bütün bilgiler bizim aleyhimizde çalışan bir kontrol stratejisine ve çok üzgünüm ama prangamıza dönüşür. Bu da bence çok tehlikeli. Bu kadar çok bilgiye maruz kaldığımızda aciz ve sınırlı bir yapı olduğumuz deneyimiyle aramıza giren mesafe artıyor. Dünyanın düzensiz, kaotik, adaletsiz bir yer olduğu ve olacağı gerçeğini değiştiremem. En iyi hukuk sistemini bulayım ve işleteyim. Yine adaletsizlik olacak. İstediğim kadar geliri eşit dağıtayım. Yine fakirlik olacak. Çünkü mesela birileri alacak o parayı kumarda yiyecek. Ya da birileri o parayı işletemeyecek. Birileri çok iyi işletecek. Şunu anlamamız gerekiyor; yol aramamız, yeni yollar bulmamız, yeni bilgiler keşfetmemiz bize yardım edebilir. Ama bir şeyleri ortadan kaldırmayı garantilemez. Başarı da bir yanılsama yani... Japonya'da refah çok yüksek. Ama intihar oranları çok yüksek, yalnız ölen insan çok. İnsanlar evlenmiyor, evlenseler çocuk yapmıyorlar. Kimse kimsenin yükünü, kahrını çekmek istemiyor. Bir şeyleri iyi bilmek mutlu bir hayatın garantisi değil. Bir şeyleri olması gerektiği gibi yapmak tökezlemeyeceğimizin garantisi değil. Öleceğiz. Birilerinin ölümüne şahitlik edeceğiz. Ve çok acı çekeceğiz. Ünvanımız ne olursa olsun, paramız ne seviyede olursa olsun, hiçbiri yarınımızı garantilemiyor. Ama insan zihni en başında anlattığım gibi çok fazla bilgiye maruz kalınca acziyeti reddediyor. Bunun yüküyle karşı karşıyayız ve bocalıyoruz. Şu anda acizliğimizle temasımızı güçlendirmek bizi pasif değil daha da aktif kılabilecek tek şey. Bu noktada doğru bildiğimiz yanlışlar neler" Mutluluk o kadar varlıkla ilişkilendirildiki... Oysa mutluluk varlıkla ilgili bir şey değil. Kalıcı da değil. Gelir ve gider. Kişi hayatın merkezine hazzı ve mutluluğu koyarsa hayat çok kaygan bir zemine oturur. Anlam, şahsiyet bu kelimelerin önemini yitirdik. Aciz olduğumuza da temas etmek istemiyoruz. Şu anda yetersizlikle ilgili bir seminer açayım. Dökülüp geliyor insanlar. Yetersiz hissetmeyi o kadar istemiyoruz ki. Sen çok sınırlı bir insan evladısın ve özel değilsin. Sıradansın. Bunu kabul edebilecek miyiz" Sürekli iyi hissetmen gerektiğine seni ikna eden şey ne" Bunların tamamı manipülasyon ve senin gerçeğinden seni uzaklaştıran şeyler. İstediğin kadar terapiye git. İstediğin kadar kendinle ilgilen. Yetersiz kaldığın anlar çok olacak. Hepimizin hayatında sorunlar olacak ve tabii ki çözmek için bir dürtü hissedeceğiz. Ama çözümlere mutlak kontrol yolu gibi bakmamak lâzım. Çözüm yollarımıza mutlak kontrol aracı gibi bakarsak bizi bitmek, tükenmek bilmeyen bir tatminsizlik bekler. Hayatı, ilişkileri kıymetlendiren şey çok slogan gibi geliyor ama "şu an" aslında. Şu an ne yaptığımız. Şu an sardık mı, sarmaladık mı" Şu an sevdik mi, sevmedik mi" Şu an yaslandık mı, yaslanmadık mı" Şu an sabır diledik mi, dilemedik mi" Şu an ne yaptık" Kabullenmeyi nasıl öğreneceğiz" Bir şeyleri kabul edemediğimiz zamanları fark etmek ve o esnalarda suyun üstünde kendimizi bıraktığımızda su bizi yukarı çıkarır ya onun gibi kendimize "Dur ve hissetmeye izin ver. Şu an zorlanıyorsun ve bir an önce çıkmak için çırpınıyorsun, çırpınma. Dur. Şu zorluğun içinde bir kal. Seyret. Zorluğu yaşayan ve onu fark eden konuma geç ve çırpınmayı bırak. Yavaşla." diyebilmek gerekiyor. Bu böyle anlık pratiklere yerleştirmeye çalışacağımız ve zamanla hayatımızın bir parçasına dönüşecek bir alışkanlık olabilir. Ama bu işte bir kerelik bir şey değil. Her gün yeniden, her kararda yeniden karşımıza çıkacak. Her gün yeniden ve yeniden sınandığımız bir şey. Kitabınızın ana başlıklarından biri de aslında psikoterapinin ne vaad ettiği üzerine... Popüler psikolojinin ürettiği safsataları bir yana bırakırsak psikoterapi acziyetine yabancılaşmış bu modern insana ne fayda sağlayabilir" İnsanın iç görüsünü zenginleştirmesi, etrafına ne yaptığını ve etrafından ne gördüğünü fark edebilmesi ve kendini bir dengeye götürebilmesi o kadar çok bileşenle mümkün bir şey ki. Psikoterapi bunu sağlamak konusunda yapılandırılmış ve üzerine çalışmalar da sürdürülen hâlâ gelişmekte olan bir disiplinin ve çalışma stilinin adı. Kitabımda bunu şu şekilde anlattım; bir takım becerilere ihtiyacımız var. Terapideki o subjektif ilişki içerisinde terapist size bu becerileri öğretebilir. Siz de zorluğa talip olup bu becerileri öğrenmeye çalışabilirsiniz. Ama bu, hayatı zorluksuz bir yere dönüştürmez. Terapi hayatı kolaylaştıran bir yer değil. Sadece zorluğuyla, kolaylığıyla giden bir hayata adapte olma becerilerinizi arttırıyor. Bu kadar. Buna bu kadar anlam yüklersek, sihirli değnek olmadığını bilirsek hem hayal kırıklığımız olmaz hem de talep ettiğimiz şeyi netleştiririz. Terapinin hayata adapte olma becerilerini arttırdığını söylüyorsunuz. Ama son dönemlerde terapiye gidip yaşam tarzını değiştirenler de kafa karışıklığına sebep oluyor. Ya da bir Müslümanın psikoloğa gitmesine anlam veremeyenler var. Terapi bu anlamda keskin dönüşümleri de tetikler mi" Bir grup var. İyi bir Müslüman olursan ihtiyacın olmayacak uzmanlar listesi diye bir listeyle geziyor cebinde ve onları toptan reddediyor. Aynı katılığın başka bir uzantısı olan bir grup da Müslümanlar istediği gibi davranmadığında İslam'dan soğuyor. Müslümanların kendi ahlaki kusurlarını dine mal ediyor. Aynı toptancı bakış psikologların kusurlu davranışlarını da tamamen psikoloji bilimine atfediyor. Bunların hepsi insan zihninin işleri kolaylaştırmak için izlediği kısa yollar. Ama bizi genişletecek ve esnetecek olan şey bu kısa yolları bir yana bırakıp daha farklı açılardan, daha bütüncül bakma kabiliyeti. İbadet farkındalığı için de emek vermek şart Bir kere İslam'ın bizi davet ettiği ameller, ahlaki ilkeler, sorumluluklar ve bunların tamamını takip edebilecek bir iç görü ve farkındalık insanın ancak kendiyle meşgul olmasıyla mümkün olabilir. Beceri geliştirmemiz için çabalamamız gerekir. Bunun için hiç emek vermiyorum. Bunun sadece namaz kılarak gelişebileceğini bekliyorum. Namaza kurban olalım. Elbette namaz çok kıymetli bir şey ama bizim gerçekten namazımız esnasında bile ne yaptığımızı fark edecek kadar gözlerimizi açabilmemiz gayret gerektiriyor. Ve bu gayreti sadece ibadetle ilişkilendirdiğimizde ortaya etrafına ne yaptığını ve kendine ne yaptığını fark edemeyen, sadece ibadet ederek bir şeyleri kazanabileceğini zanneden düşünme fakiri insanlar çıkıyor. Müslüman danışanlar kitabımı okuduğunda terapinin neye hizmet etmesi gerektiğini netleştireceklerdir zihinlerinde. Kaldı ki bu kitabı en çok meslektaşlarıma yazdım. Günün sonunda danışanınızı değerlerine yaklaştırmıyorsanız hiç ediyorsunuz terapiyi. Terapi sonunda grafik danışanın değerleri lehine yükselmiyorsa, bilakis aşağı çekiliyorsa, insan ilişkileri bozuluyorsa, daha kaba bir insana dönüşüyorsa, daha cimri birine dönüşüyorsa, daha hırçın birine dönüşüyorsa, üzgünüm. Yaptığın terapi işe yaramadı. İstediğin kadar depresyonu ya da migreni geçmiş olsun. Üç ay sonra tekrar hastalanacak.
This is a summary. Read the full article at the original source.
Read full article at aksam
