Business·

Sahneden kimsesizler mezarlığına... Afife Jale'nin cenazesinde üç kişi vardı

Sahneden kimsesizler mezarlığına... Afife Jale'nin cenazesinde üç kişi vardı
Source:odatv4

Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu yıllarda polis baskınlarına, gözaltı tehdidine ve aile baskısına rağmen tiyatrodan vazgeçmedi. Türk sahnesinin öncü ismi Afife Jale’nin alkışlarla başlayan hayatı, morfin bağımlılığı, yalnızlık ve birkaç kişinin katıldığı bir cenazeyle son buldu.

"Hayatımda mesut olduğum ilk gece..."Bu sözler, bir sahne sanatçısının ruhuna verilen güzel sarhoşluğun ifadesi...Ancak bu sarhoşluğun bedeli ağırdı: tutuklanma tehditleri, karakollarda alıkonulmalar, sahnelere gizlice kaçırılmalar, aileyle küskünlükler ve sonunda yalnızlık...Afife Jale'nin hayatı, bir sahneye çıkma özgürlüğü uğruna verilen mücadelenin dramatik bir hikayesi...Afife, 1902 yılında İstanbul'da dünyaya geldi; doğum yeri konusunda bazı kaynaklar Kadıköy derken bazısı Şehzadebaşı'nın Direklerarası semtini işaret ediyor. Osmanlı'nın son döneminde okuryazar, kültürlü ve bilgi birikimine sahip bir aile yapısına sahip bir ailede, Methiye Hanım ile Hidayet Bey’in kızı olan Afife, aynı zamanda dönemin önemli devlet adamlarından Doktor Sait Paşa'nın torunuydu...Tahsilini İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde tamamladı. Tiyatroya olan ilgisinin nasıl başladığına dair ablası Behiye'nin anlattıkları, bu kararın ailede ne kadar sarsıcı bir etki yarattığını gözler önüne seriyor:"Bu kadar mazbut bir ailenin kızının tiyatrocu olmak istemesine hayretler içinde kaldılar, duruma çok kızdılar ve görüşmeme kararı aldılar"Aile, Afife'nin bu kararına uzun süre karşı çıkacaktır.Afife JaleBİR İLAN, BEŞ KIZOsmanlı Devleti'nin son yıllarında, I. Dünya Savaşı'nın yarattığı iktisadi zorluklar, beklenmedik bir biçimde kadınlar için daha serbest bir ortam yaratmıştı. Kadınlar devlet dairelerinde, okullarda, fabrikalarda, mağazalarda çalışmaya başlamış ; bu yeni görünürlük, sahne sanatlarına da yansıyabilecek bir ihtimal olarak değerlendirilmişti.Bu ortamı sezen Darülbedayi yönetimi, hanımlar arasından talebe alınacağına dair bir ilan verdi.10 Kasım 1918 tarihinde yapılan sınava beş Türk kızı başvurdu: Afife, Beyza, Memduha, Refika ve Behire.DarülbedayiHepsi sınavı geçerek Darülbedayi'ye kabul edildi ancak bu beş kızdan yalnızca Afife ve Beyza eğitime devam etti. Aralarından ilk olarak mümessilliğe terfi eden Afife oldu; mülazım (deneyimsiz) artist olarak görevlendirildi ve aylık beş yüz kuruş maaş bağlandı Dönemin para sistemi esas alındığında bu, mütevazı ancak sembolik önemi olan bir adımdı. Zira 1844’te yapılan para düzenlemesiyle 100 kuruş bir liraya, bir lira da yaklaşık 6,6 gram altına karşılık geliyordu ve bu sistem 1914’e kadar yürürlükte kaldı.Afife bu dönemde on beş yaşındaydı. Bir yıl boyunca çeşitli eserlerin provalarında bulundu, ancak sahneye çıkarılmadı. Bu bekleyiş, ailevi baskıyla da birleşince onu kurumdan ayrılmak zorunda bıraktı. Babasının sahneye çıkmasına itiraz etmesi üzerine ailesinin yanına döndü.Başta karşı çıkmasına rağmen annesi Methiye Hanım onu hiç bırakmamış, turnelerde de hep yanında olmuştu.Afife JaleSAHNEYE İLK ADIM VE JALE ADININ DOĞUŞUAfife'nin sahne sanatlarındaki ilk görevi, 8 Aralık 1918'de Refika ile birlikte altı lira aylıkla suflör yardımcılığına atanmasıyla başladı. 17 Nisan 1919'da başlayan Yusuf Ziya'nın ‘Binnaz’ adlı oyununda yine suflör olarak çalıştı. Ve böylece Darülbedayi sahnesine ayak basan ilk Türk kızı oldu.Afife için asıl dönüm noktası ise Hüseyin Suat'ın Yamalar adlı oyunuydu. Yamalar'daki Emel rolünü oynayan Ermeni aktris Eliza Binemeciyan'ın o sırada Darülbedayi'den ayrılması üzerine bu role Afife seçildi. Afife, bu oyunda ilk defa Jale takma adıyla Kadıköy'deki kışlık Apollon Tiyatrosu'nun (daha sonra Rex sineması olan) sahnesinde oynamaya başladı.Afife artık Afife Jale olarak anılacaktı...O yıllarda Müslüman kadınların sahneye çıkması yasak olduğundan Afife Jale, yalnızca oyunculuğu nedeniyle sık sık polis baskınları ve resmi yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. İlk temsilinin ardından ‘Odalık’ oyununda sahnedeyken tiyatro polis tarafından basıldı ve Afife alıkonulmak istendi. Ancak tiyatro çalışanları genç oyuncuyu makine dairesinden kaçırarak gözaltına alınmaktan kurtardı. Afife’nin bütün baskılara rağmen sahneye çıkmasını kadınlar açısından önemli bir öncülük olarak gören dönemin bazı etkili isimleri de devreye girdi. Bu girişimler sayesinde Polis Müdürü Tahsin Bey’in bir süre tiyatro gösterilerine müdahale etmemesi sağlandı. Böylece Afife, yasak resmen ortadan kalkmasa da sahneye çıkmayı sürdürebileceği sınırlı bir alan kazandı.Halit Fahri Ozansoy, 27 Temmuz 1964 tarihli Dünya gazetesine yazdığı yazıda, Afife Jale'nin kaçırılması üzerine bir anıyı şöyle aktarır :"...Konuşması haberi Üsküdar'da saklandığı yere iletilmişti. Düşündüler, taşındılar ve karar verdiler : en emin yer benim Şemsitap Mahallesindeki pansiyondu... Karşımda siyah çarşaflı ve yine siyah peçeli bir kadın... Afife ! ...Bu öncü kıyafetine de tanınmamak için girmişti."Afife JaleSÜREKLİ MÜCADELE VE YASAKLARAfife Jale'nin sahne mücadelesi, bireysel bir cesaretten ibaret değildi; aynı zamanda dönemin siyasi ve idari mekanizmalarına karşı verilmiş bir haktı. 1921'de İstanbul Hükümeti Dâhiliye Nezareti'nin bir kararıyla İstanbul Şehremaneti bir bildiri yayınlayarak Müslüman kadınların sahneye çıkarılmamasını istedi. Ardından 8 Mart 1921 tarihli ikinci bir yazıyla Afife Jale'nin tiyatro topluluğundan çıkarılması zorunlu kılındı.Yönetim kurulu bu emre uydu ve Afife'yi Darülbedayi'den çıkardı...Bu süreç, aslında Darülbedayi içindeki güç çekişmesinin de bir yansımasıydı. Afife'nin kendi anlatımıyla, Eliza Binemeciyan Paris'ten İstanbul'a döndüğünde kendisini tekrar Darülbedayi'ye almak istedi; ancak Eliza "Afife'yi çıkarın, o zaman gelirim" dedi. Bunun üzerine idare heyetinden bir kişi önce Şeyhülislam'a, oradan Dâhiliye Nezareti'ne, oradan da Şehremaneti'ne gitti :"Müslüman kadınların sahneye çıkmaları adab-ı islamiyeye mugayir olduğu için" Afife'nin Darülbedayi'den çıkarılması icap etti...Afife bu dönemi kendi sözleriyle şöyle anlatır:"Darülbedayi'den çıktıktan sonra Burhanettin kumpanyasına girdim, Kadıköy'ünde, Tepebaşında, Varyetede temsillere iştirak ettim... Benim tavassutumla Seniye isminde bir Türk kadını daha Burhanettin kumpanyasında sahneye çıktı. Burhanettin Türkiye'den ayrılıp gittikten sonra ben de İbnirrefik Ahmet Nuri Bey'in yaptığı 'Yeni Tiyatro' heyetiyle Kadıköy'ünde temsillere iştirak ettim, sonra polis müdürü değişti, gene menettiler..."Afife, yalnız değildi; Seniye, Mebrure, Leman adlı Türk kızlarının da sahneye çıkarılmasını sağladı. Anadolu turneleri sırasında İzmit'te Huriye ve Hikmet, Trabzon'da ise Ruhat ‘a destek oldu. Bu yönüyle Afife, bir öncü ve bir yetiştirici olarak Türk sahne hayatının köşe taşlarından biridir.Afife Jale“HAYATIMDA MESUD OLDUĞUM İLK GECE”1926 yılında Refik Ahmet Sevengil ile gerçekleştirdiği 'hayatımda mesud olduğum ilk gece' başlıklı konuşmayı aktaran tiyatro tarihçisi Metin And, Afife'nin sahne tutkusunu gözler önüne seren şu notları düşer :"Hayatımda mesut olduğum ilk gece (...) Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Rol aldığım piyeste güzel bir sahne vardır ; ağlama sahnesi... Orada taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım... Alkış, alkış, alkış... Perde kapandı ; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat Bey, kuliste bekliyormuş ; ben çıkarken durdurdu ; alnımdan öptü : 'Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı ; sen işte o fedaisin.' dedi."Bu sözler, Afife Jale'nin bir sahne sanatçısı olarak mesleğine ne denli gönül verdiğini, bu uğurdaki mücadelesinin gerekçelerini açıkça ortaya koyar: Sahne onun için bir varoluş biçimidir.Afife JaleMORFİN TUZAĞIAfife Jale'nin hayatını derinden sarsan süreç, Anadolu turneleri sırasında başladı. Burhaneddin Tepsi topluluğuyla turneye çıktığında halk galeyana geldi; Afife korkudan hasta oldu ve doktor ona o dönem tıbbi müdahalelerde kullanılan morfin reçete etti. Ancak zamanla, doktorun verdiği morfin, toplum baskısı ve en çok istediği tiyatro oyunculuğunu yapamamanın stresi birleşerek Afife'de bağımlılığa dönüştü...Bu bağımlılık, hayatının geri kalanını yokuş aşağı yaşamasına neden olacaktı...EVLİLİK VE YALNIZ BİR ÖLÜMAfife, 1929 yılında besteci ve ud sanatçısı Selahattin Pınar'la evlendi. Bu evlilik, ailesiyle barışmayı da beraberinde getirdi. Ancak ne yazık ki mutluluk uzun sürmedi. Sağlığının iyice kötüye gitmesi nedeniyle sahneleri terk etmek zorunda kaldı ve 1935 yılında eşinden boşandı. Darülbedayi'de, Burhaneddin Kumpanyası'nda ve Yeni Tiyatro'da çalıştıktan sonra bir süre tiyatrodan da uzaklaştı; sadece bir iki küçük kumpanya ile Anadolu'da dolaştı, Milli Sahne'nin Anadolu'da ve İstanbul'da verdiği temsillere katıldı. Bu dönemde çok sayıda Türk kızının sahne sanatlarına çıkmasını sağladı ve onları bu yönde cesaretlendirdi.Afife Jale ve Selahaddin PınarAfife Jale, yıllarca içine düştüğü bağımlılıklarının şiddetlenmesiyle 24 Temmuz 1941'de, henüz 39 yaşındayken yatarak tedavi gördüğü Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde hayatını kaybetti.Bağımlılık nedeniyle çevresinde kimsesi kalmamıştı... Cenazesine yalnızca Behzat Butak ile Sait Köknar, oğlu Ergun Köknar ve birkaç gazeteci katıldı.Afife'nin cenazesiKazlıçeşme Mezarlığı’ndaki kabrinin yeri uzun yıllar bilinmiyordu. Ölümünden 82 yıl sonra, 2023’te oyuncu ve tiyatro tarihçisi Boğos Çalgıcıoğlu, cenaze sırasında çekilen bir fotoğraftaki ayrıntılardan yola çıkarak Jale’nin gömüldüğü alanı tespit etti. Mezarın kesin noktası hala belirlenemese de araştırma, Jale’nin Kazlıçeşme Mezarlığı’nın kimsesizlere ayrılan bölümüne defnedildiğini ortaya koydu.TÜRK TİYATROSU İÇİN AFİFE’NİN YERİAfife Jale'nin başlattığı süreç, Cumhuriyet'in ilanıyla yeni bir ivme kazandı. Kadının eğitilmesi ve kadın hakları, Atatürk'ün idealize ettiği çağdaş ve müreffeh toplumun ön koşulu olarak öncelenir. Bu idealde kadın ve erkek, istediği eğitimi alabilecek ve istediği mesleği seçmekte özgür olabilecekti.1930'da İstanbul Darülbedayi sanatçıları Yeni Türk Ocağı binasını açmak üzere Nisan ayında Ankara'ya geldi. Repertuarlarında Hamlet, Mürai, Muhayyel Hasta gibi klasiklerle Alman ve Fransız çağdaş oyunları vardı. Atatürk bu oyunları seyretti, sonra da Muhsin Ertuğrul başta olmak üzere bütün sanatçıları Marmara Köşkü'ne çağırdı, onları ağırladı ve şunları söyledi:"Siz benim ta, ateşemiliterlik çağımdan beri memleketimizde görmeyi candan özlediğim bir hayali gerçekleştirdiniz. Böylesine birbirine bağlı bir sanat topluluğunu kendi imkanlarınızla hazırlayıp bize getirdiniz, gösterdiniz... Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden çocukları sevelim."Atatürk'ün bu sözleri, yalnızca tiyatrocular için değil tüm sanatçılar için yüceltici, özgüvenlerini artırıcı ve yaratıcılık yolunda yönlendirici bir desteğin göstergesiydi. 1923'te Atatürk'ün teşvikiyle Darülbedayi'nin İzmir turnesinde sahneye çıkan Bedia Muvahhit de Türk kadını ile sahne arasındaki engelleri ortadan kaldırmış olmanın haklı gururunu yaşadı.Afife'nin açtığı yoldan ilerleyen bu süreç, artık muazzam kazanım haline gelmişti.Afife, döneminin tüm sansür ve toplumsal engellerine karşın, bir kadının —eğer isterse— bir erkek gibi sahne sanatında yer alabileceğini fiilen kanıtlamıştır. Bu yönüyle, yalnızca tiyatro tarihinin değil, Türk modernleşmesinin de önemli bir ismidir...Gözde SulaOdatv.com

This is a summary. Read the full article at the original source.

Read full article at odatv4